Ayasofya Camii’nde Cuma namazı ve Koronavirüs’e dair…

Çocukluk anılarımız önemlidir malum, birçok şeyi unuturuz ama çocukluğumuzdaki olayları, kişileri, küçücük sevinçleri ve ufacık travmaları dahi hatırlarız. Ayasofya Camii’nin 1934'te kapanması, o tarihte henüz 11 yaşında olan Türkiye Cumhuriyeti’nin de hiç unutulmayan bir çocukluk travması.

Nihayet bugün 86 yıllık özlem sona eriyor. 86 yıl önce milletin kalbinde açılan bir derin yara daha bugün kapanıyor. Yandaki hüzünlü ve solgun fotoğraf bugün yeniden çekilecek, daha renkli, daha canlı, daha coşkulu. Şükürler olsun, elhamdulillah, estağfirullah. :)

Bugün, ülkenin her kesimi için değer oluşturan bir barış günü esasen. Bu ülkenin kuruluşunda devlet ve millet arasına bilinçli veya bilinçsiz şekilde ekilen nice küslükten biri daha sona eriyor. Ayasofya Camii’nin yeniden açılışı, kapanmasıyla oluşan ve toplumun “öteki” kesimine fatura edilen dogmatik öfkeyi de söndürmüş oluyor. Bu yönüyle sosyal kaynaşmayı artırıyor. Haliyle, bu Cuma sadece dindarların değil, herkesin bayramı, mubarek olsun. :)

Gönül isterdi ki milyonlarca kardeşimiz ile omuz omuza kılalım bugünkü cuma namazını, lakin koronavirüs pandemisinin gölgesi üzerimizde. Hem Cuma namazının şenliği, hem Ayasofya’nın coşkusu üst üste gelince virüsün toplumda hızla yayılmasına da gün doğuyor. Bu sebeple bugünkü Cuma namazına özgü koronavirüs tedbirlerini hatırlatmak istedim naçizane:

1. Namaz kılınan alanda iyi organize olabilsek de bu ortak alanlara giriş çıkış esnasında sosyal mesafeye dikkat edilemeyebiliyor. Mesele sadece namazı 1 metre arayla kılmak değil, camiye gidene kadar ve camiden dönene kadarki tüm süreçte bu mesafeyi korumak ve önlemlerimizi sürdürmek.

2. Sevinçliyiz, coşkuluyuz, birbirimizin boynuna sarılmak, birlikte ağlamak, omuz omuza safa durmak istiyoruz. Ama böyle yapmak, bu dönemde tehlikeye kapı aralamak demektir, sevincimizi ve coşkumuzu sosyal mesafeye özen göstererek yaşamak ve virüse geçit vermemek günün ruhuna da en uygun olanı.

3. Maske takmak gerektiğini dinlemekten bıktık biliyorum, ama “hâfıza-i beşer nisyân ile mâlüldür” der Ziya Paşa. Anladınız siz

4. Her ne kadar bu satırları yazmak zor olsa da “koronavirüs hastalarına doğrudan temas ederek hizmet sunan” sağlıkçılar ve hasta yakınları için önerim şu: bugünün sevincini ve coşkusunu uzaktan yaşamalarını tavsiye ediyorum. Zira “canı korumak”, İslam’a göre korunması zorunlu olan beş unsurdan biri. Koronavirüs hastalarına doğrudan teması olmayan sağlıkçıların ise Cuma’ya katılırken zaten kendi önlemlerini alacağından şüphem yok.

Allah, bugünümüzü mubarek etsin, bizi de Cuma ile arındırsın. Tarihten ibret almayı nasib etsin ve sorumluluklarımızın daha çok farkına vardırsın. Bu vesile ile, İstanbul’u fetheden güzel kumandan ve güzel askerlerine Allah gani gani rahmet etsin, ruhları şâd, mekanları cennet olsun.

Son olarak, müslümanların “zafer ahlâkı”nın temeli olan sureyi müsaade ile buraya bırakıyorum:

Bihî

“Allah’ın yardımı ve fetih geldiğinde, ve insanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, hamd ederek Rabbini hatırla, ve bağışlanma dile: çünkü O, her zaman tevbeleri kabul edendir. “ Nasr Suresi

Vesselâm, vedduâ. :)

Meraklı biri. Okur-yazar. Öğrenmeyi, özetlemeyi, öğretmeyi pek sever. Tıp doktoru, en pratisyeninden. Halk Sağlığı doktora öğrencisi, en tembelinden.