Boğaziçi Rektör Sorunu ve Marjinalleşen Protestolara Dâir

Abdullah Uçar
3 min readFeb 1, 2021

--

Boğaziçili bazı hocalar ve öğrenciler, üniversitelerine tepeden inme bir rektör istemiyor. Bunun için protesto haklarını kullanıyorlar, tepki gösterip seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Buraya kadar anladık.

İyi niyetli bir okuma yaparsak:
Seçimle değil, tepeden inme gelen bir rektörü hem “usûlen” hem de “esasen” reddediyorlar. Usûlen bunun demokratik bir yol olmadığını düşünüyor olmalılar. Esasen de yeni rektörü yeterli görmüyor ve yapacakları bilimsel yayınlara gölge düşeceği, yeterince bilimsel çalışma üretilemeyeceği, üniversitenin uluslararası bilimsel camiada başarısız olacağını vs. düşünüyor olmalılar.

Sahada yaşanan son duruma bakıp bu iyi niyetli okumayı karşılaştırdığımızda, tıpkı gezi hareketinde olduğu gibi bizi hayrete düşüren bir tabloyla karşılaşıyoruz:

Demokratik, bilimsel veya başka herhangi bir meşru kaygı gerekçesiyle başlayan itiraz hareketi, günün sonunda ağzından salyalar saçarak kükreyen bir canavara dönüşüyor. Kabe fotoğrafı üzerinden milletin kutsal kabul ettiği bir değere alenen hakaret eden, buna tepki gösteren öğrencileri fişleyip gruplardan atan ve hedef gösterip linç edilmeleri için ifşa eden, kulüp odalarında terör örgütüne ait pankart ve posterler bulunan bir hareket doğuyor. Bilimsel başarısı, sosyal politikalara aydınlatıcı katkısı, farklılıklara saygısıyla anmamız gereken bir üniversite, milletin kutsal değerine hakaretle anılıyor. Demokrasi, bilim, farklılıklara saygı dillerden düşmezken Kabe’ye hakaret demokratik mi, bilimsel mi, farklılıklara saygı çerçevesinde mi diye sormadan edemiyor insan.

Ve yine klasik son:

1. Canavarlaşan tarafta duran gençler giderek daha da marjinalleşiyor, din, millet ve hatta ülke düşmanlığına doğru evrilen, kendi milli & kültürel değerlerini aşağılayan hastalıklı bir ruh haline sürükleniyorlar.

2. Malum rektörü desteklemeyen, ama aleni bir itiraz da sunmayan geniş bir toplum kesimi rektörü savunmak, onun tarafında durmak zorunda kalıyor. Rektörün henüz akl-ı selim aydınlarca tartışılmamış pozisyonu artık tartışılamaz hale geliyor, bu saatten sonra bunu tartışan kim olursa olsun “canavar” olmakla damgalanabiliyor.

Sözün özü:

Bu ülke böyle ucuz kutuplaşmalarla çok vakit kaybetti, çok da bedel ödedi, ilimle uğraşması gereken nice genç siyasi çekişmelere yem oldu gitti. Hatta bu ülkede kutuplaşmalar, her hareketten sembol isimlerin kanı dökülerek ölümsüzleştirildi. En ötesi, bu ülkede bir başbakan idam edildi. Kutuplaşma ve nefret söylemi bugüne kadar bize hayır getirmedi, kimsenin yüzünü de güldürmedi.

Uzun süredir gündemde dişe dokunur bir kutuplaşma haberi yoktu, şimdi sinsi marjinal gruplara gün doğdu. Bu kutuplaşmaları tetikleyen, büyüten ve eviren sinsi marjinal gruplara karşı her kesimin uyanık olması gerekiyor. Dünya görüşümüz ne olursa olsun, desteğimiz de protestomuz da demokratik sınırlarda kalmalı. Bir lideri / görüşü / hareketi aşırı sevmenin acı sonunu FETÖ’de, aşırı protesto etmenin acı sonunu da gezi parkı vandalizminde gözümüzle gördük. Sevmeyi de yermeyi de aklımız örtülmeyecek düzeyde yapmadıkça bedel ödemeye devam edeceğiz.

Savaşın dahi hukuku varken protestonun da olmalı. Kendinizce haklı bir sebeple protestoya katılıp sonunda milli bir kutsala hakaret etmiş biri olarak anılıyorsanız, oturup düşünmeniz, içine itildiğiniz kaosu anlamaya çalışmanız, hiç olmazsa kenara çekilip nerede durduğunuza bir bakmanız gerekiyor.

Boğaziçi’nde henüz kutuplaşmayla aklı örtülmemiş gençler varsa onlara birbirine çay ısmarlamalarını ve konuşmaya, birbirlerini anlamaya çalışmalarını tavsiye ederim. Konuşmak veya anlamaya çalışmak birbirinin fikrini dönüştürmek demek değildir. İnsan merâmının anlaşılmasını ister ve doğru anlaşıldığından emin olmak ister. Aksi halde bağırır çağırır, saldırır, birbirini fişler, marjinalleşir.

Boğaziçi’li olmanın bir marka değeri var, bu değeri ucuz çatışmalarla tüketmek değil doğru iletişimle yüceltmek Boğaziçi’lilere yakışır.

--

--

Abdullah Uçar

Meraklı biri. Okur-yazar. Öğrenmeyi, özetlemeyi, öğretmeyi pek sever. Tıp doktoru, en pratisyeninden. Halk Sağlığı doktoru, en tembelinden.