Platonik Sohbet

Aklım başıma geldi geleli selam veririm onlara. Haşmetli duruşları haşyetimi artırır, heybetleri huşumu derinleştirir hep. Hele sessizlikleri, hele bizim çıkardığımız onca gürültüye rağmen duruşlarını bozmamaları, hele hep göğe doğru uzayıp O’na işaret etmeleri yok mu, acizliğimi ve kimliğimi hatırlatır bana. Hal diliyle “Rahman’ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürür, sen de onlardan ol” derler bana, kendi evrensel tesbihatlarına davet ederler. Kendi yalnızlıkları içinde öylece dururlarken onlardan rastladıklarıma şöyle seslenirim:

‘’Gördüm seni, gördüm! Orada öylece durduğunu gördüm sevgili ağaç kardeşim, yapraklarına tek tek baktım, duruşundaki estetiği temaşa ettim, toprağa saldığın köklerini, yani toprağa akseden ayna görüntünü dahi hayal ettim. Köklerinin en ucundan giren bir mineralin, en tependeki yaprakta güneşin ışıklarına vuslatını hep gözümde canlandırdım. Rüzgarla şenlenen yapraklarının neşesini izledim. Bakan seni hareketsiz sanır, bilemezler ki için kaynar durur. Göklerden geleni köklere, köklerden geleni göklere iletir durursun. Bilmezler ki ruhun var, bilmezler ki tesbihattasın. Bilmezler ki kıbleye dönmüş salattasın, bilmezler ki derin bir huşu ile O’na bakmaktasın. Güzel ağaç kardeşim, ne heybetlisin. Benden bir teşekkür, en ufak bir minnet dahi beklemeden tüm serinliğini, meyvelerini cömertçe vermen, gölgenden ikram etmen, kimi zaman benim sığ ve geçici konforum için en sevdiğin dallarını feda etmen karşısında saygıyla, gönülden bir huşu ile eğiliyorum. Sana duyduğum bu saygıyı tarif edecek kelime henüz kullandığım dilin lugatinde doğmadı, huşu diyebilirim belki O’ndan mülhem. Sevgili ağaç kardeşim, sana bakıp geçmedim, gördüm seni. Sadece görmedim, durup seyrettim uzun uzun heybetini. Seyirle kalmadım, kalbimle temaşa ettim, O’na işaret eden işaretleri okudum sana bakarak. Ah güzel ağaç kardeşim, bir bilsen hissettiklerimi, sen de bir hissedebilsen, sadece duruşunla kimlerin gönlüne ne tohumlar saçtığını, bilmediğin uzak yerlerde ne tohumlarının filizlendiğini bir bilsen. Yeryüzü nefes alıyorsa senin sayende ağaç kardeşim, bunu biliyorum hiç olmasa, yaşıyorsam nefesim senin vesilenle doluyor içime, kanımdaki senin ürettiğin oksijen. Ama benim sana hürmetim oksijeninden değil bilesin, sen kendi şahsiyetinle özelsin, ben senden ancak öğrenebilir, kendi hayatıma çeki düzen verebilirim. Hakikatin apaçık bize ayan olacağı gün içindeki ruhla tanışmak için kalabalıkta gözlerim seni arayacak, bul beni, buluşalım sevgili dostum. Yastıklara yaslanmış olarak birbirimize ebeden muhabbetle bakışalım. Unutmayasın, unutmayalım ne olur: dünya fâni Huve’l bâki. Yalnızlığımızın dermanı ancak ve ancak O’nun zikrinde saklı, itminan arayan kalplerimiz bu dermanı aramalı. Yine geleceğim, yine gölgende serinleyeceğim, yine sana dokunup selam vereceğim en kısa vakitte O’nun izniyle. Bir ruhun olduğunun farkındayım muhterem ağaç kardeşim, sana gönlümün en ortasındaki en sevdiğim varlığın selamı ile sesleniyorum öteki dağlardan: Es selamu aleyküm, es selamu aleyküm, es selamu aleyküm, ve rahmetullah, ve berekat, daimen, ebeden, min el meşriqi, ila el mağrib.’’

Meraklı biri. Okur-yazar. Öğrenmeyi, özetlemeyi, öğretmeyi pek sever. Tıp doktoru, en pratisyeninden. Halk Sağlığı doktoru, en tembelinden.

Love podcasts or audiobooks? Learn on the go with our new app.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store
Abdullah Uçar

Meraklı biri. Okur-yazar. Öğrenmeyi, özetlemeyi, öğretmeyi pek sever. Tıp doktoru, en pratisyeninden. Halk Sağlığı doktoru, en tembelinden.